Yarış kulvarında tek başına
Başbakan Tayyip Erdoğan Çarşamba günkü il başkanları toplantısında, adeta 10 yıllık bir manifesto konuşması yaptı. Bu konuşmayı dinlerken, Erdoğan’ın karşısında siyaset yapmanın ne kadar zor bir iş olduğunu bir kez daha görmüş olduk.
Bir kere Erdoğan, 10 yıllık iktidarı süresince siyasetin çıtasını çok yukarılara taşıdığı için, bütün yarışlarda tek başına koşuyor. Muhalefet henüz yarış kulvarına bile girebilmiş değil.
Tayyip Erdoğan, muhaliflerinin zaaf noktalarını yakaladığında öylesine öldürücü darbeler vuruyor ki, muhalefetin millet nezdindeki kredibilitesini bir anda sıfırlayabiliyor. Özellikle 12 Eylül referandumunda kazandığı siyasal üstünlüğü ustaca kullanarak bunu bir gövde gösterisine dönüştürmeyi çok iyi başarıyor.
Şimdi daha iyi görüyoruz ki, Erdoğan’ın 10 yıllık iktidarı sürecinde gerçekleştirdiği değişimi ve reformist adımları doğru analiz etmeden yeni siyasetin şifrelerini keşfetmek mümkün değil.
Esas itibariyle muhalefet, Erdoğan’ın dönüşüm hamlelerinin hiçbir safhasında topa giremediği için bugün Erdoğan’ı ancak tribünden izleyebiliyor. Özellikle de 12 Eylül referandumunda demokrasi karşıtı bir kampanya yürüttükleri için hepten yarış dışı kaldılar.
***
Erdoğan, iki sene öncesine kadar daha çok günlük sorunlar üzerinden muhalefetle zaman zaman polemiklere girer, biraz olsun muhaliflerine nefes alma payı bırakırdı. Artık bu safhaları geçti. Şimdi siyasetin dilini daha geniş ve tarihi bir perspektife taşıyarak siyasi mücadeleyi de yeni bir safhaya taşıdı.
Mesela, muhalefetin Türkiye’nin son dönemdeki tarihsel dönüşümünü bir türlü kavrayamadığı, bu yüzden de sahici bir siyasi tavır sergileyemediği şu günlerde çıkıyor ve “Biz burada, 150 yıllık köhne bir zihniyetle mücadele ediyoruz. İliklerimize kadar işlemiş, devletin bütün kılcal damarlarına kadar ilişmiş bir zihniyetle mücadele ediyoruz. Biz, İttihat ve Terakki zihniyetindeki CHP’ye, İttihat ve Terakki’nin izindeki MHP’ye, Doğu ve Güneydoğu’nun CHP’si olmaya özenen bir BDP’ye rağmen bu mücadeleyi yürütüyoruz” diyerek muhalefeti adeta kıpırdayamaz hale getiriyor.
Başbakan Erdoğan, gerek CHP’nin, gerek MHP’nin, gerekse BDP’nin siyaset üretebilecekleri bütün argümanları ellerinden almış bulunuyor. Öyle ki, CHP ve MHP’nin demokratikleşme alanındaki reformist adımlar konusunda yarışa katılma şansları neredeyse sıfır. Mesela, CHP’nin önünde gerçek anlamda sosyal demokrat bir parti olma şansı var, ancak CHP’nin bu konuda ne takati ne de niyeti var. Onlar “şaka gibi” kurultaylarla komedi tiyatrosu oynamaya devam ediyorlar. Zaten Dersim tartışmaları da gösterdi ki, CHP geçmişiyle yüzleşerek demokratikleşme tramvayına binmek niyetinde değil.
MHP ise her gün, kelimenin tam anlamıyla “eski Türkiye”ye iman tazeliyor. Her zaman tekelinde tuttuğu “milliyetçilik” argümanı ise artık bir işe yaramıyor. Çünkü, milliyetçiliği de en fonksiyonel şekilde Tayyip Erdoğan kullanıyor.
BDP’nin hali daha da dramatik. Onlar daha işin başında siyasi iradeyi Kandil-İmralı eksenine ipotek ettikleri için tümden yarış dışı kaldılar. Bu durumda, bütün yarışları Erdoğan tek başına koşacak.