Ahmet Kurucan'ın yazısı
"Aslında bu başlık altında yer alan bilgiler Ramazan'ın başında yayımlanmalıydı." Sanırım yazının başlığını okur-okumaz ulaşılan ilk kanaat budur. Doğru ve bu babda onlarca yazı yayımlandı Ramazan'ın ilk gününden bugüne kadar. Ama ben meseleye farklı bir perspektiften bakacağım ve onun için bugüne kadar beklettim bu yazıyı.
Oruçlu kimsenin yapması uygun olan şeyler şunlardır; namaz kılması, zekât ve sadaka vermesi, fakir-fukarayı, yetim ve öksüzü görüp gözetmesi, Kur'an okuması, dini bilgiler dağarcığını artırması, kendini yenilemesi ve bu babda iyi, güzel, doğru, hayır istikametinde sayılabilecek yüzlerce amelle hayatını süslemesi. Yapmaması uygun olan şeylere gelince; içki içmemesi, kumar oynamaması, rüşvet almaması, yetim malı yememesi, gıybet etmemesi, ticaretinde başkalarını hile ve aldatmaya gitmemesi ve bu çizgide Allah'ın yasakladığı, akılla kavranabilen, hissiyatla sezilebilen evrensel doğrulara ters daha yüzlerce-binlerce ameli terk etmesi.
Bu paragrafı okuduktan sonra şöyle dediğinizi duyar gibiyim; iyi ama bunlar oruçlu olsun-olmasın her Müslüman'ın her zaman yapması gerekli olan şeyler. Evet, aynen öyle. Sözünü ettiğimiz-etmediğimiz bu emir ve yasaklar Müslüman'ın hayatının her anına hitap eden ve ondan istenen şeylerdir. Ramazan, bu bağlamda Müslüman'a ekstra bir şuur kazandıran, fıtratı gereği ülfet ve ünsiyet ağlarına takılanların kendilerini yenilemesi için bir fırsat aralığıdır. Günahlarla alude bir hayat yaşayanların kendilerine gelmesi ve yeniden Allah'a dönmesi için bizzat Allah'ın hazırladığı bir zemindir ki bu O'nun sonsuz rahmet, merhamet ve şefkatinin göstergesidir.
Hakikat bu ise -ki bunda hiç şüphe yoktur- soruya cevap sadedinde şu söylenebilir: Müslüman hayatının her anı sanki Ramazan'dır ve Müslüman sürekli oruç tutmaktadır. Eğer dine bu pencereden bakıyorsanız; elbette böyle diyebilirsiniz. Çünkü din, insan hayatının bütün karelerini kuşatan, yönlendiren, yap ve yapma diye emirler ve yasaklar sunan bir manzumenin adıdır. Beşikten-mezara insan hayatı adına Allah ve Rasulü'nün ve boş bıraktığı bir kare yoktur. Eğer varsa, bunlar iradi olarak bırakılmış boşluklardır ve bu boşluklar sosyo-kültürel şartlar muvacehesinde müçtehidler tarafından doldurulmuştur.
Dine bu penceren değil de, Ramazan'da, bazı mübarek gün ve gecelerde, cuma günlerinde müracaat edilecek bir kaynak olarak bakıyorsanız, elbette yukarıdaki cümleyi söyleyemezsiniz. Bu nedenle olsa gerek, bu bakış açısına sahip olanlara halkımız yerinde bir tespitle "Ramazan Müslüman'ı; cuma Müslüman'ı" adını vermiştir.
Pekala sonuç ne? Sonuç şu; din gibi fizik ve metafizik âleme ait değerleri bünyesinde barındıran bir olguyu, o dini vaz' eden iradenin emrettiği istikamette kabullenmek lazım. Parçacı mantığı, atomik yaklaşımları terk ederek bütüncüllüğünü parçalamadan hayatımıza hayat kılmamız lazım. Kamil iman bunu gerektirir.
Fakat bu demek değildir ki; dinin emir ve yasakları adına parçalı bir hayat yaşanmaz, yaşanamaz. Böyle diyen yok; aksine "bütünüyle idrak edilemeyen şey, bütün bütün terk edilmez" dinde temel sayılabilecek prensipler arasındadır. Bununla beraber gönül ister ki İlahi iradenin isteği, Hz. Peygamber (sas) pratiğinden görüldüğü üzere dine bütüncül yaklaşılsın. İşine geldiği veya canı istediği zaman değil de her zaman ve mekânda onun rehberliğinde bir hayat yaşansın.
Çok zor değil bu. Olsaydı Rahman ve Rahim olan Allah böyle emretmezdi. Çünkü O, insanlara takatlerinin üzerinde bir yük yüklemeyeceğini söylüyor. Buradan da anlıyoruz ki dini bir bütün olarak yaşamak, insan kudretinin sınırları içinde. Yeter ki insan azmetsin.
Zaman
Bu habere henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.