İstanbul'un eski sokaklarında işte bu maniler yankılanırmış davulcuların ağzından. Fakir, ama gönlü zengin bir davulcuymuş Hüsamettin Efendi. Ramazan geldi mi ona sanki bayram gelmiş gibi olurmuş. Çünkü tek geçim kaynağı yılda bir kez gelen Ramazan ayıymış. Hüsamettin Efendi düğün derneklere de gitmezmiş. Çünkü davulunu boş yere eğlenceye harcamaz vebal altına girmek istemezmiş.
Davulcu Hüsamettin Efendi mahalleye girdi mi çocuklar etrafına toplanır, onun manilerini bir halka haline gelerek dinler, neşeyle ellerini çırparlarmış.
Besmeleyle çıktım yola
Selam verdim sağa sola
A benim ağalarım
Namazınız mübarek ola.
Mahallenin evlerinin camlarından bakan kadınlar, pencereden bozuk akçeleri davulcuya atar, gönlünü hoş ederlermiş. Hüsamettin Efendi, aldığı bu bahşişle yetinir, Allah'a hamd edermiş. Ne de olsa bahşişler geçim kaynağıymış.
Akşamdan pilavı pişirdim
Gene karnımı şişirdim
Ben çok mani bilecektim ama
Defteri yolda düşürdüm...
Diye mahalleliye takılır, biraz daha bahşiş alabilmenin derdine düşermiş.
İftar, teravih derken çocuklarını yatırır, sonra sahurdan önce kendini sokağa atar, tokmağıyla davulunu buluştururmuş.
Davulcunun tek korkusu, sokak köpekleriymiş.. Bazen peşine düştü mü bırakmaz, havlarlarmış. Davulun sesi köpek havlamalarına karışır, kimi zaman uyanamayanlar da, işte bu gürültüyle uyanırmış.
Ahmet Ağa uyursun uyursun
Uykularda ne bulursun
Kalk al abdest, kıl namaz
Sabahleyin cenneti bulursun
Hüsamettin Efendi, Ahmet Ağa'ya takılmasa olmazmış. Onun evinin önünden geçerken davulun tokmağına daha bir sert vurur, Ahmet Ağa'yı uyandırmadan evin önünden ayrılmazmış. Nihayet odasının ışığı yandığında, oradan ayrılırmış.
Davulumun ipi kaytan,
Kalmadı sırtıma mintan,
Virin ağalar bahşişim,
Alayım sırtıma mintan
Halayıklar halayıklar
Ocak başında uyuklar
Davulumun sesini duyunca
Pirincin daşını ayıklar.
Hüsamettin Efendi bir gece yine güm güm tokmağı davula vururken bir de ne görsün?
Göğe, hilale doğru bir merdiven çıkıyormuş. Şaşırmış, ama merak da etmiş. Davulunu sırtına alarak tek tek merdivenlerden çıkmaya başlamış.
20 basamak, 50 basamak, 100 basamak... Tırmanmış da tırmanmış. Hayret ki, hiç yorulmamış. Derken kendini gökyüzünde bulmuş. Bulutlardan aşağı mahalleye doğru bakmış ki, evlerde yanan ışıklar ateşböceği gibi parlıyormuş.
Hilalin yanına gelince, şöyle bir uzanıp dinleneyim demiş. Uzanmış uzanmasına, ama davulu nereye koyacakmış? "Ayaklarımın dibine koyayım" derken, davul boşluğa düşmesin mi?
"Eyvah davulum" diye söylenmiş. Davul hızla düşerken, Hüsamettin Efendi de kendini boşluğa doğru atmış... Nihayet davulunu yakalamış, ama hızla aşağı doğru düşüyormuş.
Düşmüş, düşmüş, düşmüş...
Ve Hüsamettin Efendi gerçekten düşmüş, ama yatağından düşmüş. Kan ter içinde uyandığında "Acaba sahur geçti mi?" diye kum saatine bakmış.
Neyse ki, vakit henüz girmemiş. Hemen davulunu sırtına geçirip, kendini sokağa atmış.
Hüsamettin Efendi, rüyasında bile davulunu kimseye bırakmamış. Ve sokaklarda yine manilerini söyleyerek davuluna vurmuş:
Ne uyursun ne uyursun,
Bu uykudan ne bulursun,
Al abdesti kıl namazı
Cennet-i alayı bulursun!
Efendim, nerede bir Ramazan davulcusu görürseniz, Hüsamettin Efendiyi hatırlayın olmaz mı?
Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah'a emanet olun.
Demirhan abi'den ramazan masalları
Beş vakit namaz ile,
Oruç güzel yakışır,
Bu BEŞ'inci günde de,
Eve mutluluk taşır.
Milligazete.com.tr









