Ekrem Altıntepe’nin röportajı
Uzman Pedagog Adem Güneş: “Erkek çocuklarının ahlak ve din eğitiminde irade temel unsurdur”
“Kız çocuklarda da erkek çocuklarda da irade, ahlak ve din eğitimi açısından en önemli kazanımlardan bir tanesidir. Çocuklarda irade inşası çocuk terbiyesinin en temel unsurudur. Ancak iradenin oluşumu kız çocuklarda ayrı erkek çocuklarda ayrı gelişir.”
Ahlak ve din kuralları bir toplumu oluşturan, bir arada tutan en temel unsurlar. Hatta bazen bu unsurlar uluslararası boyuta da taşınabiliyor. Yani doğruluk ve yalan söylememe tüm dünyada kabul gören bir ahlakî kural. Aynı şekilde dinî öğeler de başka toplumlara karşı kendinizi ifade edebildiğiniz bir özelliğe sahip.
Böylesine önemli bir konunun eğitimi çocuklara nasıl verilmeli? Ahlak ve din eğitimi ne zaman başlamalı, nasıl devam etmeli? Ahlakî ve dinî öğelerin kazandırılması erkek ve kız çocuklarına göre farklılıklar gösterir mi?
Fatih Üniversitesi Öğretim Görevlisi Uzman Pedagog Adem Güneş’in bu konuda verdiği bilgiler satır başları ile şöyle:
-Çocukta ahlak gelişimi ne zaman başlar?
Ahlak dediğimiz şey, temellerini o ülkenin normlarından veya dinî öğelerinden alan bir üst yapıdır. Ahlak kuralları çok defa uluslararası kurallarla benzeştiği gibi, aynı zamanda üç büyük dinin içerisindeki öğelerle birleştiği için çok defa din kuralları ile ahlak kuralları birbiriyle paralel olarak devam eder. Bu açıdan bakıldığında bir çocuğun ahlak eğitimi dediğimiz şey aslında bir bakıma o toplumda kabul edilmiş olan normlara katkı eğitimi diyebiliriz.
Batı’da yapılan çalışmalar ahlak eğitiminin çocuklarda 7 yaşından sonra başladığını söylüyor olsa da, Anadolu Pedagojisi, çocuğun ahlakî gelişiminin anne karnından itibaren başladığını ifade eder. Çünkü ahlak eğitiminin önce bir zemin bulması gerekir. Çocuğun ruhunda bir zemin oluşturulup, o zeminin üzerine ahlakî öğretiler işlenmeli. Batı’da genellikle ahlak eğitimi, etik eğitimi, moral eğitimi diye bahsedilen eğitimler zihnidir. Yani anne-baba çocuğa hangi davranışın doğru, hangi davranışın yanlış olduğunu söyleyerek o davranışı uygulamasını bekler. Hâlbuki bizim toplumumuzda ise ahlak eğitiminin temelinde duygusal, duyusal eğitim yer alır. Yani önce çocuğun duygu dünyasının ahlakî kuralları alabileceği hazır bulunuşluk seviyeye çıkması, daha sonra çocuğa ahlak kurallarının izah edilmesi gerekir. Bu bir ev hanımının hamuru önce yumuşatıp mayalanması için bir kenara koyması gibidir. Mayalanmış hamurun daha sonra fırına verilip; pastaya, böreğe, çöreğe dönüşmesi gibidir. Önce çocuğun benliği yumuşak, algılayıcı ve aynı zamanda ebeveynle kurmuş olduğu güven duygusu inşası yapılmış olması lazım ki, bir süre sonra anne-babasının çocuğa vereceği ahlakî öğretiler çocuğun ruhunda karşılık bulsun.
Eğer çocuğa o ilk hazırlık aşaması yapılmazsa, yani çocuğun duygu dünyası anne-babayla güven duygusuyla birbirine bağlanmadıysa, çocuk ailenin yanında da kendini emniyette hissetmiyorsa o takdirde böylesi bir çocuğa sözel olarak din kuralları, ahlak kuralları, normatif kuralları söylüyor olmak o çocuğun o kuralları benimseyeceği anlamına gelmez.
Bu açıdan bakıldığında Anadolu Pedagojisi’nde anne-babalar çocuğun daha anne karnındayken çocuğun sükûn ve huzur halinde tutularak yani anne kendisini sükûn ve huzur halinde tutarak çocuğu kaygı ortamından, stresten arındırmaya çalışmalıdır. Bir anne hamilelik döneminde stres ve kaygı içerisindeyse, çocuğun duygu dünyasını etkileyecek bir takım travmatik olaylar yaşıyorsa, o takdirde anne karnındaki çocuğun ileride başlayacak olan ahlak eğitimi de zafiyete uğramıştır.
Çocuğun ahlak ve din eğitiminde kültürümüz içerisinde yer almış olan ve taçlandırılıp başlara asılması gereken bir ifade vardır: “Çocuk terbiyesi kâl ile değil hâl ile olur.” Yani çocuk doğduğu andan itibaren anne-babasını gözlemleyerek, anne-babasının ahlak kurallarını, yaşam tarzını, nasıl uyguladığını gözlemleyerek aynı modeli kendisinde geliştirir. Bu süreç, çocuğun 7 yaşına kadar devam eder.
7 yaşından sonra zihnî eğitim
Çocuğun 7 yaşına kadar geçecek olan bu hâl ile öğrenmesi 7 yaşından sonra -belki de Batı ile paralellik taşıyacak olan kısım burasıdır- artık sözel olmaya başlar. Çocuk 7 yaşından önce sadece gördüğü şeyleri kendi düşüncesi olarak kabul eder, sorgulamaz. Çünkü yaşamın o evresinde sadece bir şey vardır: “Anne-baba gibi olmak”. Anne-baba sükûnet ve sakinlik içinde konuşuyorsa, problemleri çözmek için şiddete başvurmuyorsa, başkasının malına zarar vermiyorsa, başkasının eşyasını izinsiz almıyorsa, yalan söylemiyorsa çocuk otomatik olarak 7 yaşına kadar buna bürünür.
7 yaşından sonra artık zihinsel eğitim, sözel eğitimin başlamış olması gerekir. 7 yaşından sonra çocuk artık “Biz başkasının eşyalarını almıyoruz, ama arkadaşlarım alıyor. Onlar ne güzel başkalarının eşyalarını da kullanabiliyor. Ama ben izinsiz alamıyorum, niçin?” diye soru sorabilir. Çocuk yalan söylemediği için toplum içinde zarar görür ama öğretmenine yalan söyleyen arkadaşı bu zarardan yalanı sayesinde kurtulursa ve çocuk da bu durumu sorgulamaya başlarsa işte burada anne-baba, artık bir önceki dönemde çocuğunun duygu dünyasına işlediği şeyleri 7 yaşından sonra sözel olarak, akli olarak izah etmelidir. Buna ahlak eğitiminin ikinci dönemi diyebiliriz.
-Çocuklar ahlak kurallarını kimden öğrenir?
Ahlak kurallarını kız çocuğu anneden öğrenir. Nasıl oturulacağını, nasıl kalkılacağını, nasıl kahkaha atılıp veya nasıl tebessüm edileceğini, komşuyla nasıl ilgileneceğini vs. kız çocuk anneye bakarak öğrenir. Erkek çocuk ise babaya bakarak öğrenir. Ahlak eğitiminde erkek çocuğunun idol fikri baba, kız çocuğununsa annedir.
Farklılık veya benzerlik olarak bakıldığında özellikle erkek çocuklarda en belirgin şey, irade kazanımıdır. Bu kız çocuk için de geçerlidir ancak kız çocukta irade kazanımı biraz farklı işler, erkek çocukta ise daha farklı işler.
Kız çocuklarda da erkek çocuklarda da irade, ahlak eğitimi açısından en önemli kazanımlardan bir tanesidir. Çocuklarda irade inşası çocuk terbiyesinin en temel unsurudur. Ancak iradenin oluşumu kız çocuklarda ayrı erkek çocuklarda ayrı gelişir. Ahlak öğretilerinin de sıkı sıkıya çocuk tarafından benimsenmesi çocukta oluşmuş olan iradeye bağlıdır. Yani çocuk toplumda hoşuna gitmeyen kuralları hâlâ uyguluyor olma noktasında bulunması veya ne kadar cazip gelirse gelsin bir takım ahlaksız işlere girmiyor oluşu ancak o çocuğun kazanmış olduğu irade ile mümkündür.
İradenin kız çocuktaki kazanımı ile erkek çocuktaki kazanımına bakmak gerekirse, erkek çocuktaki irade kazanımı kızlardan birazcık daha farklılık gösterir. Erkek çocuklarda irade kazanımı genellikle zora karşı direnmek ve zorlamalar karşısında çocuğun bir rehberi eşliğinde o zoru başarabilmesinin keyfini yaşatmakla olur. Yani çocuk örneğin bir bahçede çalıştığı sırada eğer yanındaki babasından destek alıyorsa, kendisi yorulduğu, terlediği halde babası yanında hâlâ dik durabiliyor ve yürüyebiliyorsa; örneğin ne kadar zor olmuş olsa da baba sabah namazına kalkıyorsa, uykusunu gece bölüp teheccüt namazına kalkıyorsa ve çocuğunu da teşvik ediyorsa babanın bu iradi davranışlara zorlandığı halde devam ediyor olması erkek çocuğun iradesinin oluşmasında çok etkendir. Çocuk babadan görerek kendisinde bir irade inşası oluşturur.
Kız çocuklarında ise durum biraz farklıdır. Kız çocuklar iradi ve güçlü görünen kişiye karşı kendisini sığınma hissi ile ona teslim etmek ister. Yani babanın güçlü ve iradi duruşu erkek çocukta yeni bir irade oluşturmayı beraberinde getirirken, kız çocuklarında ise o irade sahibine teslim olmayı, o irade sahibini kendisine şemsiye etmeyi beraberinde getirir. Kız çocuklarındaki irade de daha çok duygu dünyasının oluşmuş olmasından ve kendine değer veriyor olmuş olmasından kaynaklanır. Kız çocukları eğer aileleri tarafından değerli bulunmuş, değerliliği kendisine hissettirilmiş ise o takdirde ahlak öğretilerini veya yanlış ve ahlaksız davranışları sergilemek yerine kendisine verilen değer kadar o davranışlardan uzak duracaktır. Kız çocukları değer gördükçe, hanımefendi gibi görüldükçe kendisine zarar verecek olan ahlakî davranışlardan uzakta durur. Bir ahlaksızlığa doğru giderken kendisinin kirlendiğini, değersizleştiğini hissederek o davranıştan kendisini uzak tutar.
-Hangi ahlakî erdemleri kazandırmalı?
Erkeklere kahramanlık gibi, şecaat gibi ahlakî kurallar öğretilmeli, kızlara ise iffetli olma, namuslu olma gibi ahlakî kurallar öğretilmeli gibi bir ayırım yapmak sağlıklı bir davranış değildir. Çünkü iffet hem kız çocukları için hem de erkek çocukları için yaşamları içerisindeki en önemli dayanak noktasıdır. İffetsiz bir erkek çocuğu o toplum içerisinde ne kadar şecaatli olursa olsun, ne kadar cesur olursa olsun o topluma zarar verici bir unsurdur. İffet ve ahlak kuralları her halükarda kız ve erkek çocukları için aynıdır. Namus kız ve erkek çocukları için aynıdır. Ahlak ya da ahlaksızlık aynıdır. Bunlarda herhangi bir değişiklik olmaz.
Geleneksel toplumlarda kız çocuklarının namusu çok önemseniyor, erkek çocuklarının namusu çok dikkate alınmıyor. Hâlbuki namus anlayışını yitirmiş bir erkek çocuğunun kız çocuklarına zarar vereceği ve kendisine zarar vereceği düşünülünce erkek çocuğunun namus anlayışını desteklemenin ne kadar da erdem olduğunu hepimiz bilmemiz gerekir. Yani herkes kendi mahallesindeki yetişen erkek çocuklarının ahlak kurallarının içerisinde davranıyor olmasını desteklemeli, teşvik etmeli, onu onore etmeli, ahlak kurallarının öğretilerini kendileri de teşvik ederek öğretmeli ki kendi evindeki kız çocuğuna zarar vermesin.
-Ahlak eğitiminin din eğitimiyle bağlantısı
Ahlak somut bir eylemdir. Din ise çoğu defa soyuttur. Yani Allah inancı, melek inancı, cennet inancı, şu anda göremediğimiz ama tarihin bir döneminde yaşamış olan peygamberlere iman, kadere iman konuları hep soyuttur. Ahlak kuralları ise çok defa somuttur. Şunu almayacaksın, bunu alacaksın, kavga etmeyeceksin, kimseye zarar vermeyeceksin somuttur.
Bu açıdan bakıldığında din eğitimi verilecek olan çocukların başlangıç aşaması ahlak eğitimiyle başlar. Yani birden bire çocuk dinsel öğretilerle karşı karşıya getirilmez. Çünkü çocuklar özellikle 7 yaş öncesinde soyut kavramları algılayamazlar. Algıladıkları şey, sadece etrafında gördükleri, elleriyle tuttukları şeydir. Onun haricinde bir takım şeyleri çocuğa söylüyor olmak çocuğun kafasını karıştırır.
Yani Allah’ı çocuğa 7 yaşında tarif etmeye kalkarsanız -ki Allah tariflerden münezzehtir-, anne-baba bocalar. Çocuk da soru üstüne soru sorar. “Gözü kaşı var mı, eli ayağı var mı, büyüklüğü ne kadar” gibi sorular sorar. Anne-babaların yaptığı en büyük yanlış ahlak öğretilerini başa almak yerine birden bire dinle, din öğretileriyle çocuklarını tanıştırıyorlar. Hâlbuki öncelikleri dinde gerekli olan ahlak kurallarını çocuklara yaşatmak olmalı. Kendileri yaşayacak ve yaşatacaklar. Sonra ikinci evre başladığında bu ahlak kurallarının nereden çıktığını ve neden oluştuğunu anne-baba dinî öğretileri de kullanarak, sosyal yaşamın içerisine geçmesi gerektiğini de vurgulayarak, çocuklarda din eğitimini pekiştirmeleri gerekir.
-Erkek ve kız çocuklara göre dinî öğelerin anlatımı
Allah hüküm sahibi olduğu, yani Hakim olduğundan dolayı ve Mahkeme-i Kübra’da tek yetkili ve tek var olan o olduğu için Allah’ı anlatmak ile Peygamberi anlatmak arasında büyük fark vardır. Peygamber bir tebliğci ve aynı zamanda kendisi de bir uygulayıcıdır.
Allah’ın sıfatları ve Allah çocuğa tanıtılırken kız ya da erkek çocuğu fark etmeksizin 12 yaşından önce hiçbir çocuğa “celal” sıfatlarından, cehennemden bahsedilmemesi gerekir. Çünkü çocuk Allah’ı şefkat ve merhamet ve Allah’ı sevecen bir şekilde hazır bulunduğu ruhuyla tanıması lazımdır. Çünkü çocuk 12 yaşından önce henüz kemikleşmemiş olan duygu dünyasıyla şiddet veya celal ismine ait bir takım şeyler duyarsa ürker, korkar. Kendini hesaba çekmeye çalışırken duyarsızlaşabilir. Kız ya da erkek çocukları fark etmez.
12 yaşından önce çocuklara Allah’ın celal sıfatını, cehennem, cehennem zebanisi, ateş, cezalandırma gibi şeylerden bahsedilmez. Ancak 12 yaşından sonra söylenebilir. 12 yaşından sonra çocuk yanlış ve doğru yaptığıyla ilgili muhakeme ve iradesine yavaş yavaş sahip olduğu düşünüldüğü için irade tercihinde yanlışı tercih ettiğinde karşısına neyin çıkacağının anlatılması şarttır. Eğer bu ihmal edilirse, “Korkma oğlum hiçbir şey olmaz” denilirse o zaman çocuğun hak ve hukukuna girilmiş olunur. 12 yaşından önce ise çocuk zaten ne işlerse işlesin, doğrusu da odur, Allah çocuğu cehenneme atmıyor, yetişkinleri atıyor. Dolayısıyla cehenneme girmeyecek olan bir çocuğa Allah’ın celalinden bahsetmiş olmak çocuğun duygu dünyasının oluşmasında engel teşkil eder.
-Peygamber (a.s.m.) nasıl anlatılmalı?
Erkek çocuklara Peygamber Efendimizin (a.s.m.) kahramanlığı, cesareti, muhakeme gücü, şecaati, sadakati, emniyeti, güven verişi gibi özellikleri tarihsel yaşanmış olaylar içerisinde mutlaka anlatılması lazım. Çocuklar gerek 7 yaş öncesinde ve 7 yaş sonrasında idealize ettikleri figürleri, idealize ettikleri karakterleri kendi karakterlerinin destekçisi olarak kullanmak isterler. Dolayısıyla erkek çocuğu cesurluğu, şecaati gibi bütün üstün yetenekleri babasından görüp aldığı gibi, aynı zamanda babasından çok çok üstün olan ve babasının da O’nu (a.s.m.) taklit ettiği asli beslenme kaynağı olan, ruhsal beslenme kaynağı olan Peygamberimizden alması lazımdır.
Kız çocuklar için Peygamber Efendimizin (a.s.m.) iffeti, namusu, güven duygusu gibi daha çok duygu dünyasına hitap edecek bir takım özellikleri ve şefkati, hayvanlara olan merhameti, bütün kâinatı kuşatmış olan sıcaklığı anlatılabilir. Kız çocuklara idealize edilecek figür ise Hz. Hatice validemiz, Hz. Aişe validemiz ve Efendimizin (a.s.m.) diğer zevceleri, baş taçlarımız annelerimiz olmalıdır. Onların ötesinde yine İslam’ın önde gelen ve bir şekliyle kadın fıtratını en güzel hali ile yaşayan, tarihin o dönemlerinde yaşayan kadın figürleri mutlaka çocuklara yaşam örnekleri olarak tanıtılması gerekir.
Moral Dünyası dergisi









