Said Nohut’un röportajı
Yıllardır çeşitli vesileler ile gündeme gelen-getirilen “Ermeni Soykırımı” iddiaları, geçtiğimiz günlerde Fransa Ulusal Meclisi'nin ‘inkâr tasarısı’nı kabulüyle birlikte yeniden tartışmaya açıldı. Peki, Fransa ile Ermenilerin bu ilişkisi nereye dayanıyor? Sorularla Ermeni Meselesi kitabının müellifi Prof. Dr. Ahmed AKGÜNDÜZ bu soruyu cevaplandırdı.
-Fransız-Ermeni ilişkileri ne zaman başladı ve nasıl gelişti?
Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan Ermenilerin imtiyazlı durumları, başta Fransa olmak üzere diğer Avrupa devletlerinin dikkatini çekmiş ve onları kendi menfaatleri doğrultusunda kullanabilmek için Ermeniler arasında Katolik propagandasına girişmişlerdir.
-Katolikler Ermeniler arasına ne zaman girdi?
Haçlı Seferlerinden sonradır. Fransa ve Vatikan’ın yanı sıra Kilikya Ermeni Baronluğu’nun siyasi tercih olarak Katolik mezhebine yakınlık duymasında, Venedik yönetimindeki Kıbrıs ve Ceneviz kolonileriyle olan münasebetlerin de etkisi olmuştur. Katolik devletler, Cizvit papazlar ve diğer Katolik tarikatları vasıtasıyla Osmanlı topraklarında Katolikliği yaymak suretiyle, Osmanlı Devleti içinde kendilerine taraftar zümreler oluşturma gayretine girmişlerdir.
Papalık, Osmanlı topraklarındaki Hıristiyanları Katolikleştirmek, onların Osmanlı Devleti’yle bağlarını kesmek, doğrudan doğruya Katolik hamisi Fransa’nın nüfuzu altına sokarak, icabında Hıristiyan azınlığın haklarını savunmak için Babıali nezdinde teşebbüslerde bulunma salahiyetini elde etmek amacını takip ediyordu.
1587 yılında Papa olan V. Sikst, Osmanlı sınırları dahilindeki Hıristiyan cemaatlerine yani Ermeniler, Melkitler, Yakubi ve Keldanilere sefaret heyetleri yolladı. Papalığın bundan maksadı adı geçen Hıristiyan cemaatleri Osmanlı Devleti aleyhine tahrik ederek, ilk fırsatta bu dört cemaati de Katolik mezhebine bağlamak suretiyle bunlar üzerinde maddi ve manevi nüfuz tesis etmekti.
Papa Sikst Quint (1585-1590) çeşitli Katolik devletlerin de desteğiyle Osmanlı Ermenilerinin yoğun oldukları bölgelere heyetler gönderdi. Fransa’nın desteğini de arkasına alan Papa Sikst, Osmanlı Devleti’nde görev yapan misyonerlere, Ermenileri Katolik mezhebine çekmek için talimat verdi. “Papa için gönül, Fransa kralı için kul kazanmak” yolunda seferber olan bu misyonerler, Ermenileri katolik mezhebine dahil etmek için çalışmalara başladı.
1604’te yenilenen Kapitülasyonla, Fransa’ya Katolikler üzerinde himaye hakkı tanındı. Bu imtiyazla Osmanlı Ermenilerini çözme ve bilhassa Katolikliğe geçirme noktasında misyonerlere daha iyi bir ortam hazırlanmış oldu. Osmanlı hudutları dahilinde geniş bir dini serbestiye sahip olan Fransa, Osmanlı Devleti’nin kendisine verdiği imtiyazları en geniş şekliyle kullanmak istedi. Osmanlı Devleti’nin, Fransızlara karşı müsamahakar bir tutum sergilemesi, Osmanlı tebaası Hıristiyanlar üzerinde misyonerlerce yürütülen Katolik propagandasını hızlandırdı.
1630 yılında İstanbul’daki Katolik papazlar Ermenilere, “Eğer Katolik olursanız, Fransa’nın her türlü himayesine kavuşursunuz” diyerek onları ümitlendirdikleri gibi kendi mezheplerinin daha zor ve sıkıcı, oysa Katolikliğin daha kolay olduğunu anlatarak Katolikliğe davet ediyorlardı. Katoliklerin Ermenilere el atmasının sebepleri arasında, Ermeni Kilisesinin Ortodoks kilisesi kadar güçlü olmaması ve Ermenilerin Osmanlı ülkesinde, İstanbul’dan başka, Doğu, Güneydoğu ve Suriye bölgelerinde dağınık olarak yaşıyor olmaları gösterilebilir.
-Bu sebeplerden dolayı Fransa Ermenilerle dini ilişkilerini ileride uygulayacağı sömürgecilik politikasının temeli yapmıştı.
Fransa, propagandasında Fransisken ve Cizvitlerden yararlanmıştır. Bu rahiplerin en fazla yayıldığı bölgeler; İstanbul, İzmir, Adalar, Halep, Kıbrıs, Mısır, Suriye, Irak ve Filistin’dir. Buralar Fransa’dan Paris, Tur ve Bretagne adlarındaki üç merkezden idare ediliyordu. Fransa, kapitülasyonlarla elde ettiği Osmanlı Devleti’nde serbest dolaşım hakkını Türkiye Ermenilerini kendine bağlayacak bazı siyaset için bir vasıta yapmıştır. Ermenileri Katolikleştirmekle Fransa, Osmanlı Devleti bünyesinde kendine bağlı uçlar meydana getirmiş oluyordu.
Başlangıçta sadece İstanbul Ermenileri üzerinde yürütülen propaganda daha sonra Anadolu’nun her tarafına, özellikle de Doğu ve Güneydoğu bölgelerine kaydırıldı. Buradan da Suriye, Lübnan ve öteki Ortadoğu toprakları Fransa’nın bu sözde dini faaliyetlerinin içinde kaldı.
Böylece Fransa diğer Avrupalı devletlerle arasında olan rekabette Ermenilerden faydalanarak avantaj sağlamak istiyordu. Eğer Ermenileri kendi dindaşları yapabilirse Osmanlı Devleti’yle her münasebette bir adım daha atarak ileride Akdeniz ve Boğazlar üzerinde rakiplerinden daha fazla hak ve söz sahibi olacaktı. Fransa’nın bu faaliyetleri sonucu Ermeniler üzerinde yavaş yavaş ilerleyen fakat derin tesirler icra eden bir Katolikleştirme propagandasının sonuçları da önemli olmuş, çok sayıda Ermeni Katolik mezhebine girmiştir.
-Fransızlar, Ermenileri nasıl iç siyaset aracı olarak kullandı?
Anadolu’da ve Kafkasya’da yaşayan Ermenilere aşırı sevgisiyle bilinen eski Denizcilik Bakanı Mösyö Pelletan’ın başkanlığında yapılan bir toplantıda, Berlin Antlaşması kararlarının tam olarak uygulanmasının gerekli olduğuna dair bir karar alınması teklif edilmiştir.
Fransız parlamenterlerden bazıları Ermenileri seçim malzemesi de yapmışlardır. Tekrar iktidara gelmek isteyen Sosyalist Parti, Ermeni işlerini kendini ön plana çıkarmak, seçimlerde ve parlamentoda faydalanmak amacıyla istismar etmiştir. Bu amaçla bir de miting düzenlemiştir. Ermeni dostları komiteleri tarafından yapılan bu mitinge Pelletan başkanlık etmiştir. Miting tertipleyicilerinin asıl amacı özellikle Fransa’daki ruhban taraftarları partisini etkilemek, bazı önemli siyasileri ve esas olarak Doğu’daki Alman politikasını eleştirmekten ibaretti. Toplantıya önayak olan Sosyalist milletvekillerinin seçim zamanının yaklaşmasından dolayı bu toplantılara katıldıkları anlaşılmıştır.
-Sarkozy’nin babası ve amcası Osmanlı vatandaşı mı?
Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin büyükbabası Benedict Mallah ve büyük amcası Ascher Mallah’ın Osmanlı vatandaşları olarak doğdukları Selanik’ten, İstanbul’a geldikleri, Ascher Mallah’ın Galatasaray Lisesi’nde gördüğü eğitimin ardından çok iyi dereceyle mezun olduğu ortaya çıktı. Söz konusu gerçeği Galatasaray Lisesi’nin Felsefe öğretmeni, aynı zamanda İslam Felsefesi alanında uzman olan Oliver Chartier çıkarttı. Chartier’in bu konudaki çalışması ise AB Haber’de yayınlandı. Chartier, araştırmasında Sarkozy için, "3 kuşak ailesinin bir kısmının sığınma imkânı bulduğu Türkiye’nin, Avrupa ile bütünleşmesine karşı çıkmaktadır" yorumunu da yaptı.
Chartier araştırmasında, “Sarkozy’nin büyükbabası Benedict Mallah’ın döneminde Selanik Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçasıdır. Şehir o kadar Türk’tür ki 1881’de, 1923’te modern Türkiye Cumhuriyetini kuran Mustafa Kemal'in doğumuna sahne olmuştur" denildi.
Araştırmaya göre, Ascher Mallah Selanik’te 1880 yılında, yani Mustafa Kemal’in dünyaya gelmesinden bir yıl önce doğdu. Ascher Mallah Galatasaray Lisesi’nden çok iyi dereceyle mezun oldu. Ascher Mallah’a diploması 14 Temmuz 1900’de dönemin Eğitim Bakanı tarafından verildi. Ascher Mallah Efendi diğer öğrencilerle birlikte Türk ve Fransız Edebiyatı, Arapça, Farsça, genel tarih ve Osmanlı tarihi öğrendi.
Araştırmada, “Sarkozy’nin Başkanlık seçimleri kampanyaları sırasında Nicolas Sarkozy’nin ailesinin kökenlerine ilişkin tartışmalar yaşandığı, 10 Nisan’da Tours’ta gerçekleştirdiği mitingde “Evet ben bir göçmen çocuğuyum, bir Macar’la Selanikli bir Yunanlının oğluyum" dediği hatırlatıldı. Sarkozy’nin 3 Mayıs’ta Fransa’nın Montpellier kentinde yapılan mitingde “Büyükbabam tarafından yetiştirildim onu çok seviyordum. O Birinci Dünya Savaşında savaşmıştı ve bir Selanik Yahudi’si olarak II. Savaşta korku duymuştu" dediği ifade edildi.
Not: Ermeni Meselesi hakkında detaylı bilgi için Sorularla Ermeni Meselesi adlı çalışmayı inceleyebilirsiniz. www.osmanli.org.tr ve www.osmanlisahafi.com.tr Tel. 0 212 513 40 33, Osmanlı Araştırmaları Vakfı.
Moralhaber.Net









