İsmail Çolak'ın yazısı
Ramazanlaşan Osmanlı’nın neresindeyiz?
Şükürler olsun, bir Ramazan-ı Şerif’i daha idrak ediyoruz. Ümmet-i Muhammed hakkında hayırlara vesile olması; rahmet, mağfiret, inayet ve berekete dönüşmesi en büyük temennimiz.
Mübarek Ramazan ayında, fert ve cemiyet ölçeğinde bir arınma, saflaşma ve yeniden dirilmenin yaşandığı; manevî, ahlakî ve insanî fazilet ve kemalâtın zirvelerine çıkma fırsatının yakalandığı muhakkak.
Bu anlamda yılın bir ayı gibi uzun bir zaman diliminde Allah, geçmiş hayatımızın muhasebesini yapma ve gelecek ömrümüzün rotasını, sırat-ı müstakime kilitleme noktasında, bize hayatî bir imkân sunuyor.
Osmanlı’nın huzur ve mutluluk sırrı
Tarihten bugüne Ramazan’ın getirdiği manevî iklimi, hasenatı ve kullukta derinleşme gayretini bütün bir yıla ve ömre yayıp devamlı kılanlar, tabir yerindeyse ‘Ramazanlaşan’ insan ve toplumlar, her anlamda büyük mutluluk ve başarılara imza attılar.
Çok uzağa gitmeye gerek yok; işte Ramazanlaşmayı idrak eden, manevî bir kıvam ve mertebeye erişen ve bunlar ekseninde bir ‘Ramazan Medeniyeti’ tesis eden Osmanlı’nın ve Osmanlı insanının yakaladığı huzur, mutluluk ve barış, göz kamaştırıcı bir misal olarak önümüzde duruyor.
Müslümanlığı yılda bir defa hatırlayan değil, devlet ve toplum hayatının daimi omurgası ve rehberi yapan; İslamiyet’in insanlığa vaat ettiği ideal barış ve istikrarı, çatısı altındaki topluluklar arasında hiçbir etnik, dinî ve kültürel ayrım gözetmeksizin üç kıtada asırlar boyunca hâkim kılmayı mefkûre edinen Osmanlı’nın başarı ve mutluluk sırrı, işte buydu!
Selamet Cenneti: Osmanlı
Osmanlı; insan, toplum ve devlet yapısıyla güzelliklerin her alanda teşhir edildiği sanki “Harikalar Diyarı” ya da “Masallar Ülkesi” gibiydi. İnsanlığın, adaletin, dayanışmanın, toplumsal barış ve huzurun remzi, timsali ve ilham kaynağı idi.
Ramazan ayı boyunca bu köşede aktarmaya çalışacağım birbirinden çarpıcı tespit ve bilgiler, ibret verici yaşanmış hadiseler; sulh, selamet, saadet, birlik, beraberlik, yardımlaşma, insanî ve ahlakî faziletleri yanlış adreslerde araması sebebiyle bir türlü yakalayamayan; milleti millet yapan dinamiklerde ağır tahribatlara maruz kalan toplumumuzun, mazide bıraktığı haslet ve kıymetleri, insanımızın bozulan tabiatının mümeyyiz vasıflarını yeniden hatırlatacak keyfiyettedir.
Cennetvarî güzelliklerin yaşandığı bu harikulâde iklim karşısında, âdeta büyülenip çarpılan özellikle yabancı seyyah, yazar ve devlet yetkililerinin, hayranlık ve övgü dolu intiba, görüş ve tespitleri bu mevzuda çok ilginç ve çarpıcı ipuçları vermektedir.
“Güneş Ülke”, “Rüyalar Ülkesi”, “Selamet Cenneti” gibi daha nice sıfatlarla tasvir edilen medeniyetimizin ve bunu inşa eden Osmanlı insanının işte en belirgin vasıfları:
Medeniyetimizin özü: Kuran Ruhu
Muhteşem medeniyetimizi özgün ve üstün kılan, onun ruhî ve fizikî bünyesini dokuyan, omurgasını teşkil eden muazzam kökler ve beslendiği ledünni kaynaklara dair seçkin tespitlerden birisi de İngiltere’nin İstanbul Büyükelçisi Porter’a aittir:
“Çok geniş bir sahayı asırlar boyunca hâkimiyeti altında mamur ve müreffeh tutmaya muvaffak olmuş bir imparatorluğun siyasî nizamının temelinde çok sağlam ve mükemmel bazı unsurların bulunacağı muhakkaktır.
İmparatorluk kânunla birleşik hâle getirilmiş din temeli üzerinde öyle sağlam bir şekilde inşa edilmiş ve bütün tebaanın alaka ve heyecanlarıyla öylesine mükemmelleştirilmiştir ki, asırlar boyu süre gelen felaketlere göğüs gerdikten sonra hâlâ dimdik ayakta durmakta ve devrin her türlü düşkünlük ve zaaflarına cesaretle karşı koymaktadır.”
Fransız Tıpçı A. Brayer, Osmanlı toplumunun mutluluk reçetesinin ve Osmanlı medeniyetinin özünde “Kuran ruhu” olduğunu söyler:
“Halkın ve bilhassa fakir tabakanın, en zarurî ihtiyaç maddeleri üzerine en ehemmiyetsiz bir verginin bile konulmasını meneden, o gibi maddeleri en ucuz fiyatla sattırmayı en şerefli vazife bilen, tartılarla ölçüleri en sıkı murakabeye tabi tutturan ve ıslah kabul etmez muhtekirlere ölüm cezası veren o (Kur’an) ruhtur.”
Mutluluk reçetesi: Kuran’la amel
İngiliz Tarihçi Albert Howe Lybyer de Osmanlı’nın başarısını Kuran hükümlerini amelî hayatıyla mükemmel bir şekilde bütünleştirdiği tespitini yapar ve hatta bütün insanlığın kurtuluşunun, adeta “Ramazanlaşmasının” buna bağlı olduğunu ifade etmekten kendini alı koyamaz:
“Modern demokrasi, ferde daha fazla serbesti veriyor; fakat Osmanlı’nın tarzıyla mukayese edildiğinde bunların kifayet, fırsat verme ve mükâfatlandırma cihetlerinden kör, şekilsiz ve müsrifçe oldukları görülüyor.
Avrupalılar ahlâkî ve dinî peşin hükümlere kapılmasalar Kur’ân-ı Kerim’in amelî hayat ile sıhhatli bir felsefenin mükemmel bir imtizacını teşkil ettiğini, O’nun metafizik ve mücerret bir fazileti değil, beşerî hayata tam manasıyla intibak ettirilebilecek bir fazilet talim eden bir kitap olduğunu teslime mecbur olurlardı.
Eğer bütün insanlar Kur’ân ahkâmına tam manasıyla riayet ederek yaşasalardı, bütün örf ve âdetlerin ahenkli bir şekilde dengelendirildiği altın çağın geri geldiğini görürdük.”
Fransız Şair Lamartine ise Osmanlı insanının fazilet, mutluluk ve başarısını, Allah’a tam bir kulluk ve dini değerlere tam bir bağlılık ve riayete bağlar:
“Türk’ün fazileti İrade-i İlahiye’ye daima inkıyadında ve akidesi de Takdir-i İlahi’de gösterilebilir. İşte bu imanla hem dünya fethedilebilir, hem aynı suhulet ve sükûnetle bütün fütuhat elden çıkıp gidebilir.
Türkler, filozof bir millettir. Her şeyi tabiattan çıkardıktan sonra, Allah’a döndürür. Daima, Allah, onun fikrinde ve zikrindedir. Kısır bir fikir şeklinde değil, âdeta elle tutulabilecek, açık, belli biçimde ve amelî bir hakikattir.
Onların yurdu, efendiler diyarıdır. Bence insaniyete şeref veren böyle bir milletin düşmanı olmak, insanlığın düşmanı olmaktan farksızdır. Fazilet ve âlicenaplık bu milletin en büyük vasfıdır.”
Efendim, bahsi haftaya devam ettirelim. O vakte kadar sizlerde konuyla alakalı, Nesil Yayınlarından bu yıl genişletilmiş 10. Baskısı çıkan başta Osmanlı’nın Gizli Tarihi eserimiz olmak üzere diğer kitaplarımızı temin edip okuyarak daha derinlemesine bir inceleme yapabilirsiniz.
http://www.4442414.com/setler.php?id=22
http://www.nesilyayinlari.com/yazar_kitap.php?yid=342
İmza günlerimiz
Bu arada her yıl Ramazan ayında artık bir gelenek haline gelen Dini Yayınlar Fuarı, Ankara Kocatepe Camii ile İstanbul Beyazıt Camii’nde başlıyor.
İnşallah yine bendenizin de bu fuarlarda imza günleri olacak. Tarih sever okurlarımıza, ilk imza günümüzün 7 Ağustos 2011, Pazar günü Kocatepe Camii’nde Nesil Yayınları standında olacağını duyuralım.
Diğer imza günlerimizi de gelecek yazımızda haber verelim inşallah.
Hayırlı Ramazanlar diliyor, bütün okurların Ramazan-ı Şerif’ini tebrik ediyorum
Moralhaber.net









